Tulum Hakkında

Tulum Çalgısı; Yapısı ve Kullanım Alanları (2016)

Onur Kahveci[1]

Resim 1 (Tulum)

Kurt Reinhard tarafından 1963 yılında Rize Ardeşen’den alınmış olan bu resim Susanna Schulz tarafından resimlenmiş olup, Berlin Etnoloji Müzesi Etnomüzikoloji Bölümü’ne aittir.

Giriş

Bu çalışma; Tulum çalgısının yapısını ve kullanıldığı alanları tanıtmaya yönelik olarak hazırlanmıştır. Çalışmaya, bir tulum icracısı olarak kendi deneyimlerim ve gözlemlerim sonucu yaptığım çıkarımlarım, ayrıca tulum çalgısıyla ilgili daha önceden yapılan bazı çalışmalar referans olmaktadır.

1.        Tulum çalgısının kısa tarihi ve çalgının kullanıldığı bölgeler

Tulum; Genellikle Anadolu’nun kuzeydoğusunda kullanılan üflemeli bir halk çalgısıdır. Başta Hemşin, Çamlıhemşin, Ardeşen ve Pazar olmak üzere Rize ve Artvin çevresi tulumun Anadolu coğrafyası üzerinde yaygın biçimde görüldüğü yerlerdir. Ayrıca Trabzon, Erzurum (özellikle İspir ilçesi), Kars, Ardahan, Bayburt ve Gümüşhane’de bu çalgıya rastlanmaktadır. Tulumun Trakya’da da varlığı bilinir ve burada “gayda” ismiyle anılır. (Cömert, 2012:368) Ayrıca Giresun’un Şebinkarahisar ilçesinde, 93 harbi diye tabir edilen (1877 – 1878) Osmanlı – Rus savaşından sonra Batı Karadeniz ve Marmara bölgesine göç eden Lazlar ve Hemşinliler tarafından da kullanılmaktadır.  

Ünlü folklor araştırmacısı Mahmut Ragıp Gazimihal “Türk Nefesli Çalgıları” adlı yapıtında Osmanlı İmparatorluğu döneminde tulumun yaygınlığını şöyle açıklamıştır;

“Tulum, yurdumuzda halen en Doğu Karadeniz’imizde ve pek seyrek yurt semtlerimizde de vardır. O kadar seyrelmiştir ki göçmen ailelerle gelmişliğine belki bazen haklı olarak hüküm olunur. Fakat eski imparatorlukta hiç de seyrek görülmediğine nice iz hatıraları şahittir. Koyunun tulumu hazır dursun da ona bir çifte kaval takılmasın: böylesine bir imkânsızlık hiçbir toplum için her şeyden önce akla sığmazdı. Velev ki o toplum iptidainin de ilkeli olsa. (Gazimihal 1975:44)

Dünya’nın birçok yerinde tulum ve tulum benzeri çalgıya rastlamak mümkündür. Özellikle Yunanistan ve İran’ın bazı bölgelerinde ayrıca Tunus’ta kullanıldığı şekli Türkiye’de kullanılan şekline birebir benzemektedir.  Ancak L. Picken’ın belirttiği gibi dünya tulum ailesi içinde en eskisi ve en otantiği Türkiye’nin Doğu Karadeniz bölgesinde kullanılan şeklidir. (Picken, 1975 :528-552) Tulumun tarihi ile ilgili bazı araştırmalar yapılmıştır. Ancak bu araştırmalarda bir görüş birliğine rastlanılmamaktadır. Çalgının kesin olarak hangi bölgeye ait olduğunu ya da böyle bir şeyi söylemenin gerekliliği tartışma konusudur. Benim gözlemlediğim kadarıyla; farklı bölgelerde kullanılan çalgıların üretilebilmesi için gerekli malzemeler mevcutsa o çalgılar o bölgelerde kullanılabilir. Nitekim çalgıların benzerleri dünyanın birçok yerinde görülebilir. Yine de tulumun İran’ın bazı bölgelerinde kullanılan şekli ve horon benzeri bir oyun ile sunulması bazı soruları sormamız gerekliliğini hatırlatır. Ancak Doğu Karadeniz bölgesinde bugüne kadar geniş çaplı bir arkeolojik kazı yapılmadığı için ya da yapılmışsa da bulunan veriler bizlerle paylaşılmadığı için herhangi bir çıkarım yapılamamakta.  Sadece Antik dönemde Doğu Karadeniz bölgesinde hüküm sürmüş bugün “Lazlar” olarak bildiğimiz “Kolhlar’ın” varlığından söz etmek mümkün. Kolhlar ile ilgili arkeolojik verilere Urartu, Bizans, Roma zamanındaki seyyahlar ve bazı devlet kayıtlarından ulaşabiliyoruz. Rivayete göre Kolhlar savaşlarda boynuzlu bir kamışı üflerlermiş. Bu boynuzlu kamışın tulumun atası sayılabilir.

2.       Tulumun yapısı

Tulum oğlak, süt kuzusu, tokluk koyun veya keçinin içi boşaltıldıktan sonra tüyleri yolunarak mücella (cilalı, parlatılmış, parlak) kılınmış derisinin yarılıp sakatlanmayarak hayattaki kalıbıyla korunabilmiş kuru ve oldukça terbiye görmüş, dikişsiz halidir. (Bölükbaşı 2007:5) Tulum deri, nav(analık) ve ağızlık denilen üç bölümden oluşur. Tulum hazırlanmasındaki öncelik sırası deridedir. Deri kısmı yukarıdaki tarife göre hazırlanır ve daha sonra nav yapımına geçilir. Tulumun ‘nav’ adı verilen kısmı ağacın belli ölçülere göre kesilmesi ve içinin oyulmasıyla yapılır. Nav yapımında kullanılan ağaçların başında şimşir, kızılağaç gibi yörede bulunan ağaçlar gelir.  Ağacın içi oyulduktan sonra gövde kısmına(analık) 2 adet önceden kurutulmuş ve bazı işlemlerden geçmiş kamışlar takılır. Yine belirli ölçüye göre kamışların perde dediğimiz ses yüksekliklerini ifade eden bölümü ısıtılmış bir demir çubuk yardımıyla delinir. Bu işlemden sonra navın üst arka bölgesine kamışların üstüne gelecek şekilde yine kamıştan yapılan dillikler takılır. Bu sayede nav hazırlanmış olur. Nav hangi ölçüye göre yapıldıysa çalgının tonu ona göre ayarlanır. Navın geleneksel kullanımında tonu La olan hali yaygındır. Nav hazırlandıktan sonra deriyi şişirmek için kullanılacak olan ‘ağızlık’ kısmı deriye takılır. Yine navın yapıldığı ağaçlar kullanılarak hazırlanan ağızlık, derinin iç kısmına kadar uzatılır. Kısa bırakılması durumunda üflerken ıslanan deri çürüyebilir. Ağızlığın da takılmasıyla deri tamamen hazırlanmış olur. Akort edilmiş nav deriye bir lastik yardımıyla bağlanır. Deri şişirilir ve Tulum çalınmaya hazır hale gelir. Tulum Curt Sachs ve Hornbostel’in çalgı sınıflandırma sistemine göre Aerophone adı verilen havanın kesik olarak temas ettiği çalgı kategorisinde üflemeli çalınan çalgılar sınıfındadır. 6 sesli perde yapısının ses sahasına sahiptir. Bu da tını olarak Türk müziğindeki uşşak makamının pes sesten başlayacak şekilde, (yeden ses Sol), La, Si bemol2, Do, Re, Mi seslerini denk gelmektedir. Fakat sesinin farklı tınlaması ve kulağa hoş gelmesinin sebebi çok sesli duyulmasıdır. Örneğin; aynı anda Sol-Do, Sol- Mi, Sol- Re, Sol- Si bemol2, La-Mi, La- Re, La- Do seslerini duyurabilir.

Akort edilmesi çok zor bir çalgıdır. Nemli bölgelerde daha iyi akort tuttuğu görülmektedir. Geleneksel olarak La karar sesiyle akort edilebilen tulum, günümüzde kişisel çabalarla geliştirilmiş ve Sol, Si, Si bemol, Do diyez, Fa diyez, Mi, Re gibi seslerde ve aralık olarak farklı olan hicaz, nihavent, kürdi, saba, rast ve hüseyni makamlarında akort edilebilmektedir. Fakat Hicaz ilk 6 sesini kullanabilmek için hicaz aralığına göre ve ölçüsüne göre hazırlanmış navı deriye yerleştirmek gerekir. Bunun dışında rast, kürdi, nihavent, saba ve hüseyni dizilerinin ilk 6 sesleri geleneksel yapıda kullanılan uşşak nav üzerinde yapılacak işlemlerle istenilen ses aralığında çalınır hale getirilebilir.

Bu çalgı bölge insanıyla o kadar özdeşleşmiştir ki kabak çubuğunun 5 eşit boyda delik açılıp yine kabak çubuğundan yapılan dillik ile sipsiye dönüştürüldüğü görülür.

3.       Tulum’un Kullanım Alanları          

Tulum’un çalındığı bölgeye göre kullanım alanı değişebilmektedir. Genelde düğünlerde, davetlerde, festivallerde, eğlence amaçlı toplantılarda, horon vb. oyunlara eşlik edecek şekilde sıklıkla kullanılır. Lazlar tarafından destanlarda, imecelerde, horonlarda eşlik çalgısı olarak kullanıldığı görülmektedir. Benzer kullanım şekli Hemşinlerde de görülür.  Günümüzde Karadeniz bölgesinin müziklerini yorumlayan grup ve kişiler tarafından orkestrasyonda kullanılmaktadır. Ayrıca Laz ve Hemşin gibi etnik grupların müziklerini tulum ile icra etmeleri ve tulumu bir çalgı olarak kullanmalarının yanı sıra ‘kimlik’ ifade eden bir araç olarak görmeleri çalgının ününü oldukça yaymıştır. Daha önce de belirttiğim gibi tulum çalgısının en genel kullanımı horonlarda görülmektedir. Hemşin ve Lazların oynadığı 40’ı aşkın horon mevcuttur. Fakat günümüzde bu horonlardan en bilineni olan Rize horonu, Hemşin horonu, Bakoz horonu, İki ayak horonu, Kaçkar horonu daha sık oynanır. Belirttiğim horonların dışındaki horonlar günümüzde unutulmaya yüz tutmuştur. Bu da tuluma zenginlik katan ezgilerin kaybolmasına yol açmaktadır.

4.       Sonuç ve Değerlendirme

Tulum çalgısı gerek karakteristik yapısı gerek son zamanlardaki ünüyle birlikte birtakım çevrelerce bilinen ve tanınan bir çalgı olma özelliğine sahiptir. Yapısı itibari ile icracının müzikal ifadesini 6 perdede kullanma imkânı sunar. Günümüzdeki bazı gelişmelerle perde sayısı çoğaltılsa da geleneksel olarak 6 perdeli yapının kendini koruduğu görülmektedir. Nitekim tulum kendi içinde çift sesleri verebilen ve halkların tarih boyunca kültürel gelişimiyle birlikte melodik zenginlik kazandığı bir çalgı olma niteliğindedir. Bu neticeyle her çalgıyı kendi kullanıldığı çevrede ve kültüre göre değerlendirmek gerekir. Tulumu bir başka çalgıyla karşılaştırıp melodik hareketini eleştirmek büyük bir hata olacaktır. Nitekim o çalgının bize sunduğu zenginlikleri görmemize engel olabilir.

Bugün halk arasında güncelliğini korumakta olan tulum Lazların mı? Hemşinlerin mi? tartışması çalgının gelişimine herhangi bir katkı sunmamaktadır. Yüzyıllar boyunca birlikte yaşamış iki halkın mutlaka etkileşimleri olmuştur. Fakat bunun hangi yönde olduğunu saptamamız mümkün değildir. Kültürel alanlar kaygandır. Etkileşim birçok yöne doğru olabilir. Ayrıca bir çalgıyı bir halka ait olarak görmek pek de doğru olmaz. Dünyanın her yerinde çalgılar bölgesel olarak kullanılır. Benzerleri dünyanın birçok yerinde bulunur. Aynı şey tulum çalgısı için de geçerlidir. Bu argüman bahsettiğim tartışmanın gereksizliğine dair en iyi kanıt olacaktır.

Tulumun perde sahasının geliştirilmesi orkestrasyonda kullanımını arttıracaktır. Nitekim gaydanın birçok müzikte solo çalgı olarak kullanıldığı bilinmektedir. Ayrıca tulumun bugün kullanılan yapısı akıllı telefon ve tabletler için geliştirilen tulum uygulaması ve elektro tulum ile yeni icracı adaylarına çalışma fırsatı sunmaktadır.

5.       Referanslar

BÖLÜKBAŞI, Selim. Türk Halk Müziği Sazlarımızdan Tulumun Yapımı ve Gelişmiş Hali. Bitirme Çalışması, İstanbul Teknik Üniversitesi TMDK, 2007.

CÖMERT, Eray. İslam Ansiklopedisi “Tulum”, 2012

DENİZCİ, Özge.  Gürcüler – Tarih Dil ve Kültür Müzik, Chiviyazıları, 2010, İstanbul.

GAZİMİHAL, Mahmut Ragıp. Türk Nefesli Çalgıları, Kültür Bakanlığı Milli Folklor Araştırma Dergisi Yayınları 12, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara, 1975, s. 44

L. PICKEN, Folk Musical Instruments of Turkey, London 1975, s. 528-552


[1] İTÜ TMDK Müzikoloji bölümü mezunu, Müzik Öğretmeni.

Scroll to Top